Cuma Hutbesi

Şaban-ı Şerif

16 Ocak 2026

قال الله تعالي: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ واتَّقُوا اللهَ إنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ﴾ [سورةالحشر: ١٨]

عَنْ اُمِّ سَلَمَةَ رَضِىَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: ﴿لَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللهِ ﷺ يَصُومُ فِى شَهْرٍ بَعْدَ رَمَضَانَ أكْثَرَ مِنْ صِيَامِهِ فِي شَعْبَانَ﴾[النسائ]

Muhterem Müminler!

İlahi rahmet ve bereket yağmurlarının sağanak halinde yağdığı günlerden geçiyoruz.

Dün akşam, Receb-i Şerifin içinde bulunan kandillerden ikincisi olan Mirac Kandili’ni idrak ve ihya ettik. 20 Ocak Salı günü de Şaban-ı Şerif’in birinci gününü idrak edeceğiz. Bu münasebetle bugünkü hutbemiz ŞABAN-I ŞERİF’in fazileti hakkında olacaktır.

Şâban kelimesi, dağılıp yayılmak manasına gelen bir kökten gelmektedir. Hz. Enes’in (r.a.) rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Bu aya Şaban ismi niçin verildi biliyor musunuz?” diye sordular. Ashab-ı Kiram: “Allah ve Rasulü daha iyi bilir.” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Bu aya Şaban denilmesinin sebebi, bu ayda dağılan hayrın çokluğundandır.” buyurdular.[1]

Değerli Mü’minler,

Ticaretinde kâr ederek maddi hayatına huzur katmak isteyen insanlar fırsat günlerini kollar ve değerlendirirler. Manevi ve ebedi hayatımız için de böylesi fırsatları kaçırmamamız gerekir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şerif’lerinde şöyle buyurur: “Muhakkak günlerinizin içindeki zamanlarda Rabbiniz’in ihsanları vardır. O ihsanlara hücum edin. Umulur ki birinize onlardan bir ihsan isabet eder de ondan sonra ebediyyen şaki olmazsınız.”[2] İşte bu günler o günlerdir.

Bu ayda gaflete düşmemeye gayret ederek geçmiş günahlara tevbe etmeli, bu vesile ile günahlardan temizlenip Ramazan-ı Şerif ayına hazırlıklı girilmelidir. Mevlâ’mıza çok yalvarıp yakarmalı, hususiyle bu ay kendisine tahsis edilen Peygamber Efendimizi vesile kılarak Hz. Allah’ın rahmetinden bolca istifade etmeye çalışılmalıdır. Tevbeyi ve ibadeti “Sonra yaparım” diye tehir edenler, hayatlarındaki tahribatı tamir edemezler.

Bazı Allah dostları bu günleri şu güzel benzetme ile anlatmışlardır: “Dünya üç günden ibarettir. Biri dündür, geçmiştir; bir daha ele geçmez. Diğeri bugündür, ganimet bilip değerlendirilmesi icap eder. Üçüncüsü yarındır o da bir ümitten ibarettir. Zira yarına ulaşıp ulaşmayacağımız belli değildir. Şaban ayına nisbetle üç aylar da böyledir. Receb-i Şerif ayı geçmiştir; geri dönmesi imkansızdır. Ramazan-ı Şerif ayı gelecektir, fakat kimlerin kavuşacağı belli değildir. O halde içerisinde bulunduğumuz Şaban-ı Şerifi ibadet ve itaatle geçirmeyi ganimet bilmelidir.”

Ümm-ü Seleme (r.a.) validemiz; “Rasulüllah (s.a.v.) Ramazan ayından sonra hiçbir ayda Şaban ayında tuttuğu oruçtan daha fazla oruç tutmamıştır.” buyurmuştur.[3]

Muhterem din kardeşlerim!

Receb-i Şerif’te olduğu gibi bu ayda da farz ibadetlerin yanında nafile ibadetlere ehemmiyet vermemiz, bu ayın on beşinci gecesi olan “Berat Kandili”ni ihya etmemiz, ayrıca Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) çokça salat-ü selam okumamız icap eder. Zira bu ay, Peygamber Efendimiz’e tahsis edilen aydır.

Rabbimizin Ahzâb Suresi’ndeki şu emrine kulak verelim: “Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.”[4]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur: “Kim bana bir kere salavat okursa, Allah-ü Zülcelal ona on kere rahmet eder.”[5]

Bu günler, ahiret için hazırlık yapma günleridir.

Cenab-ı Hak bir ayet-i Kerime’sinde bizi şöyle ikaz buyuruyor: „Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.“[6]

Sahabe-i kirama nisbet edilen güzel bir söz vardır. Denilir ki: “Adem oğlu öldüğü zaman insanlar, acaba geride ne bıraktı? diye sorarlar. Melekler ise ahirete ne gönderdi? derler.”[7]

 

[1] Nüzhet’ül-Mecalis, Bab-ı Fazl-ı Şaban

[2] Mu’cem’üt-Taberani (el-kebîr), 2398

[3] Nesai, 4/200, Elgunye litalibi Tariki’l-Hak, c.1 s.339

[4] Ahzab, 56

[5] Müslim, Salat, 70

[6] Haşr, 18

[7] Ruhu’l-Beyan, Haşr, 18