Cuma Hutbesi
İyilik ve Takvada Yardımlaşmak
17 Nisan 2026
قَالَ اللهُ تَعَالٰى: ﴿وَتَعَاوَنُوا عَلىَ الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَاتَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ﴾[سورة المائدة ؛ 2]
قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ: ﴿اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا﴾[رواه البخاري]
Muhterem Mü’minler,
Bugünkü hutbemiz İYİLİK VE TAKVADA YARDIMLAŞMAK hakkındadır.
İnsanlar, her ne kadar varlıkların en akıllısı olsalar da tek başlarına her şeyin üstesinden gelme ve hayatlarını huzur içinde sürdürme imkanına sahip değildirler. Ancak yardımlaşarak birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilir; böylece huzura ve saadete erebilirler. Fakat bu yardımlaşmanın iyiliklere mahsus olması icap eder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur: “Mü’min mü’min için, parçaları birbirini destekleyen bir bina gibidir.”[1]
Toplumun huzurunu bozan temel sebep, kötülükte sergilenen dayanışmadır. Bu yozlaşmanın önüne geçmek ancak doğru bir iyilik ve kötülük tarifi ile mümkündür. Ölçünün kişiden kişiye değişmesi, toplumu içtimai bir kaosa sürükler. İslam düşüncesinde bu karmaşanın çözümü vahiydir. Allah (c.c.), insanların imtihanı kazanıp cennete ulaşmalarını dilediği için, neyin iyi neyin kötü olduğunu peygamberleri vasıtasıyla bizlere bildirmiştir.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de biz kullarına şöyle buyurmaktadır: “İyilik ve takva üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir.”[2]
Bu Ayet-i Kerime, Müslüman toplumu “hayırlı işlerde birlik olmaya” çağırmaktadır. Ayet-i Kerimedeki “birr” yani iyilik kelimesinin manası bir başka Ayet-i Kerime’de şöyle açıklanmaktadır:
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (kölelikten kurtulmaları için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, ahitleştiği zaman sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve muharebenin şiddetlendiği zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.”[3]
Görüldüğü gibi; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman gibi batınî taatler ve Allah’ın sevdiği şeyde malını infak etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, ahde vefa göstermek, kaderin icabı olan fakirlik ve hastalığa sabretmek gibi zahirî taatler iyilik mefhumunun içindedir. Allah’ın yarattıklarına iyilik ve ihsanda bulunmak, anne babaya ve akrabaya iyilik yapmak da buna dahildir.
Değerli din kardeşlerim,
Maddi yardımlar değerlidir; ancak asıl iyilik, yolunu kaybetmiş olanların hidayetine vesile olmak ve onları dünya ile ahiret saadetine ulaştırmaktır. Böylesine kapsamlı bir hizmet tek başına verilemeyeceği için, insanlığın manevi ihyası adına çalışan kuruluşlara omuz vermek, iyilikte yardımlaşmanın zirvesidir.
Zira mealini okuduğum “İyilik ve takva üzerine yardımlaşma”yı emreden ayet-i kerimedeki takvayı alimlerimiz şu şekilde izah etmişlerdir:
"Takva, Kur'an-ı Kerim'de üç mertebe üzerine zikrolunmuştur. Birincisi ebedi azaptan korunmak için şirkten uzak durarak ehl-i imandan olmaktır. İkincisi büyük günahları işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten uzak durup farzları ifa etmektir. Üçüncüsü de kalbini meşgul eden ve Hakk'ı unutturan her şeyden yüz çevirip, bütün mevcudiyeti ile Hak Teâla'ya yönelmektir. Bu üçüncü kısım, “Ey İman edenler Allah'tan hakkıyla korkun”[4] mealindeki ayet-i Kerime ile ifade edilendir.”
[1] Buhari, salat 88; Müslim, Birr, 65
[2] Maide Suresi, 2
[3] Bakara Suresi, 177
[4] Al-i İmran Suresi, Ayet 102